yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2013 Cuma


SABIR

                      SABIR
   "Ey iman edenler!Sabrederek ve namaz kılarak Allah'tan yardım dileyin.Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir"(Bakara 2/153).
    Sabır,başa gelen musibetlere dayanma gücü demektir.Sabrın bir anlamıda dinin emirlerine uyma yasaklarından kaçınma konusunda sebat göstermektirPeygamberler  en güzel sabır örnekleri olmuşlardır.Özellikle sevgili Peygamberimiz, en büyük sıkıntıları yaşamış,sabır konusunda da ümmetine örnek olmuştur.
     "Sabredenlere mükafatları elbette hesapsız olarak verilir"(Zümer,39/10).
     Yüce Allah'ın  "...Sabretmenize karşılık selam sizlere.Dünya yurdunun sonucu (olan cennet) ne güzeldir!"(Rad 13/24).Müjdelerine nail olabilmek için sabredelim.
                                                                             
alıntı
                                                                                                                                                                                    Diyanet yayın
ları

29 Haziran 2012 Cuma

Melekler Tatil Yapmıyor!..




Yaz tatili geldi. Pek çok kişi izne ayrılacak, tatil yapacak. Tatile gidenlere hatırlatırım; melekler tatil yapmıyor!.. Sağ omzumuzda sevap meleği, sol omzumuzda günah meleği durmadan, saniye saniye attığımız adımları yazıyor.

Tatil için lüks yerlere gezmeye gidenler etraflarına bakabilir; en güzel yerlerde en büyük günahlar işleniyor. Bu nankörlüktür. Yani demek istiyorlar ki: "Allah'ım sen böyle güzel yerler yaratmışsın. Ben de işlediğim günahlarla buraları çirkinleştiriyorum!"

Güzel yerlere gidenler dönünce anlatır, "Öyle bir yere gittik ki, cennet gibi..." Peki, ben de sana soruyorum; o cennette ne yaptın? Cennette cehenneme hazırlık mı yaptın? Beş yıldızlı bir otel... Yiyecekler, içecekler, konforlu odalar, her şey tertemiz... İsteyen yüzüyor, isteyen yatıyor, isteyen deniz kıyafetiyle geziyor... "Cennet gibi yerde" günah deryası içinde kalınıyor.

Böyle söyleyince bazıları itiraz ediyor. Gezmeyelim mi? Görmeyelim mi? Allah'ın nimetlerinden istifade etmeyelim mi?

Allah her şeyi insanlar için yaratmış. Bu yarattıklarından elbette ki en çok Müslümanlar istifade etmelidir.

Amma Müslüman'ca!..

Mesela ben şu anda basit ve sade bir köy evindeyim. Ağaçlar, çiçekler, tertemiz bir hava... Bu basit köy evinin balkonu...Helal daire keyfe kâfidir. Burada oturmayıp sahilde plaja gitsem, sol taraftaki melek başlayacak yazmaya: "Helal daireden haram daireye geçti."

Adam diyor ki: "Bahçeden bana ne, denize girmek istiyorum!" Araban varsa biner, ıssız bir yere gider denize girersin.

"Efendim, muhafazakâr oteldeyiz. Hanımlara ayrı havuz, erkeklere ayrı deniz..."

Şuurlu muyuz, haramdan korkuyor muyuz? Öyleyse ilmihalde hanımlar hanımların arasında, erkekler erkeklerin arasında nasıl giyinmeli, bahsi yeniden okunabilir.

Velhasılı...

Uçağa binmek zevkli, gökte uçmak güzel, meşrubat ve yemekler şahane. Buraya kadar iyi...

Fakat nereye gidiyoruz? Önemli olan bu...

Ben dünyayı dolaşmış bir insanım. Yabancı ülkelerin imtihanı da ağır diye düşünürdüm. Şimdi Türkiye'de pek çok yerde insan kendini yabancı ülkede gibi hissediyor.

Hem tatil deyince aklımıza niye lüks oteller geliyor? Mesela bu tatilde imkânı olan Kudüs'e gidebilir. Keşke hasta olmasam da ben de gidebilsem o mübarek yerlere. Üç gün, beş gün, bir hafta kalıp gezebilsem. Mescid-i Aksa'yı ziyaret edebilsem...

Tatilde üzerimizde nefsin hâkimiyeti olmamalı... Tebdil-i mekânda ferahlık vardır amma helal dairede olursa... Yoksa sonunda ferahlık değil, maddi-manevi karanlık vardır... 



Hekimoğlu İsmail  (alıntı)

21 Haziran 2012 Perşembe

Canımız Namaz Kılmak İstiyor mu Acaba?




Kendi kendimize şöyle bir düşünüp soralım ve samimi olarak cevap verelim: "Bir Müslüman olarak namazı seviyor muyuz? Her zaman için namaz kılmayı seven bir insan mıyız? Namaz vakti gelse, ezan okunsa da namaz kılsam, canım namaz kılmak istiyor diyebiliyor muyuz? Midemizin açlık hissettiği ve bir şeyler yemek istediği gibi, günün belirli vakitlerinde namazın açlığını hissedip namaz kılma arzusu geliyor mu içimizden? Karnımız iyice acıktığı zaman yanımızdakilerin konuştuklarını anlamaz duruma gelerek, aklımızı yemeğe taktığımız gibi, namaza olan açlığımızdan dolayı da aynı durum meydana geliyor mu? Kafamızı namaza taktığımız oluyor mu? Bazen canımız bir şeyler istediğinden dolayı belirli bir öğün olmadığı halde mutfağa girip bir şeyler yeriz. Leblebi, çekirdek, fındık, fıstık v.s. gibi, bunun gibi farz olan vakitlerin dışında gönlümüz namaz kılmak istiyor mu? Sözü uzatmadan söyleyelim: Allah ile beraber olmayı arzuluyor muyuz?" 

Müslüman bir insanın tüm hayatını kuşatan namaz ibadeti, aynı zamanda Müslüman insanın hayatının tamamını ibadete çevirme özelliğine sahiptir.

İbadetler içinde, insana iyiliği emredip, kötülüklerden vaz geçirtmeye vesile olan yine namazdır.

İnsanın Rabbine manen yakınlaşmasına sebep olan namaz olduğu gibi, şeytanın insana müdahaleden aciz kaldığı tek şey, yine Müslümanın namaz kılarken yapmış olduğu secdelerdir.

Stres dolu, can sıkıntılı bir hayatın içine sıkılmış olanlarımız için, adeta gönüllerimizin yakıt istasyonudur namaz. Hem de günde beş defa bu istasyona yaklaşır ve gönüllerimizin yakıt ikmalini gerçekleştiririz.

Namazın bir başka özelliği var ki, Müslümanı kafirden, müşrikten ayıran temel bir ölçü özelliğine sahip olmasıdır.

Ahirette kula ilk soru da namaz ile alakalı olacaktır. Bu ilk sorgulamada başarılı olursa bir kul, geriye kalan sorgulamasının çok kolay ve hafif geçeceğini bizzat Peygamberimiz haber vermişlerdir.

İnsanın hayatının tamamını kaliteli hale getiren, olumsuz ve şer olan her şeye karşı insanı tepkili ve dirençli olmaya hazırlayan da yine namazdır. Namazdan mahrum olanlar korkak, pısırık, günahlara mağlup olmakla başa başa kalır.

Açıkta ve gizlide, bollukta ve darlıkta, hüzünde ve sevinçte, hapiste ve özgürlükte bizden ayrılmayacak ve bizim kendisini bırakmayacağımız tek ibadet yine namazdır. Şairin, dünyaya kapalı, Allah'a açık olarak dile getirdiği hapishane ortamında "öp beni alnımdan sen öp seccadem" demesindeki sırrı kenara atmamak gerek.

Kameti-kıymeti bu kadar üstün ve şerefli olan bu güzel ibadeti adeta projektör olarak önce kendimize, daha sonra sırası ile aile fertlerimize, komşularımıza, mahalle sakinlerine, vakıf ve derneklere, sivil örgütlere, topyekun bir millete ve ülkeye çevirecek olursak:

Namaz kılan aile namaz kılmayan aile; namaz kılan millet ile namaz kılmayan millet, namaz kılan insan ile namaz kılmayan insan arasındaki fark, ölü ile diri arasındaki fark gibidir. Ölü insanın, ölü ailenin, ölü toplumun ve ölü milletin gizli kimliğinde isyan yatmaktadır. Namaz kılmayarak manen ölümü hak eden insan, her zaman ve her yerde kendisini yaratan Rabbine isyan ederek yaşamayı sürdürmektedir. 

                                                                 (ALINTI)

Hakk'a Teslim Olmayan, Tağut'a Tutsak Olur!



Rahmetli Necip Fazıl'ın çok anlamlı bir sözü var:"Hakiki hürriyet; Hakk'a esarettir" der.

Gerçek özgürlük; "Gerçek" olana teslim olmaktır.Hakk'a teslim olmayanlar, özgürlüğü bilemezler.İnsan, fıtratı icabı itaate mütemayildir.Yani, illâki birilerine veya bir şeylere gönül verecek, boyun bükecek, teslim olacaktır.İnsan olmanın doğal sonucu budur.Kula düşen, kulluk görevini yerine getirmek için Allah'a gönül vermek, emirlerine boyun bükmek, hükümlerine teslim olmaktır.

Kulluk bilincinde olanlar; bunu yaparlar, yapmaya gayret ederler.Allah'a kul olmayanlar ise, başkalarına kul olmaktan kurtulamazlar.Allah'tan gayrı her şey, onların kulluk alanı içindedir artık!

Kimi maddeye kul olur, kimi makama.

Kimi karısına kul olur, kimi arabasına.

Kimi arsasına kul olur, kimi parasına.

Kimi yatına, katına, unvan ve apoletine...

Kimi de kariyer ve rütbesine, şöhret ve istikbaline…

Daha sayamadığımız pek çok nesneye kul olur farkında olmadan!Çünkü, kulların doğasında vardır; kul olmak!Ya Hakk'a kul olacaktır, ya tağut'a.Zira, Yaratıcıya kul olmayan, yaratılmışlara kul olmaktan kurtulamaz!..Tağut; Hakk'ı tanımamanın, gerçeğe baş kaldırmanın, Allah'ı inkârın adıdır."Azgınlıkta ve sapkınlıkta ileri giden" anlamında da kullanılmıştır.Müfessirler (Kur'an'ı tefsir eden İslam bilginleri), başta bizzat Şeytan'ın kendisi olmak üzere Allah'a isyan eden, ilkel veya modern putlar veya semboller aracılığıyla iktidarlarını sürdüren, küfür düzenlerinin devam etmesi ve şeytanî değerlerin yaygınlaşmasında öncülük ve önderlik yapan her türlü zorba lideri "tağut" olarak nitelemişlerdir.

Bu yüzden, Allah'a kul olmayı hedefleyen Müslüman, tağut'u reddeder.Allah'ın kulundan istediği budur. Çünkü, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:"Bundan böyle kim tağût'u (şeytanî önderleri) reddedip Allah'a iman ederse, o kopması mümkün olmayan sağlam bir kulpa yapışmış olur."(Bakara,256).

Müslüman, tağut'u reddederek bu dünyada sağlam bir kulpa yapışmış olmakla kalmaz.Bu ödülün yanında, ahirette de kendisini başka ödüllerin beklediğini yüce Allah müjdeler:

"Tağût'a itaatten sakınarak Allah'a yönelenlere öte dünyada müjde var! Sözü dinleyip en güzeline uyan kullarıma müjde ver! Allah'ın kendilerini doğru yola yönelttiği kimseler onlardır. Gerçekten aklı başında olan kimseler de onlardır."(Zümer,17-18). Evet, aklı başında kimseler; Allah'ın doğru yoluna yönelen, boyun büküp teslim olandır. Buna rağmen, Hakk'ın yolunu beğenmeyip ısrarla tağut'un yolunu tercih edenler var! Allah'a kul olmayı nefislerine yediremeyip kula kul olmayı sürdürenler var! Rahmanî hükümleri es geçip şeytanî hükümleri öne çıkaranlar var!  Kısaca, Hakk'a teslim olmayı tutsaklık, tağut'a esir olmayı özgürlük sananlar var!Oysa, Allah en doğruyu bilen ve söyleyendir:"(Deyin ki:) 'Biz Allah'a, bize indirilene; İbrahim, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya verilene ve peygamberlere Rableri katından verilenlere inandık. Aralarında hiçbir ayırım yapmayız. Ve biz O'na teslim olanlarız."(Bakara,136).

                                                                         (Alıntı)

19 Haziran 2012 Salı

Eve Giriş ve Çıkışlarda Gözetilecek Edepler



Aile içinde eve giriş ve çıkışlarda şu edeplerin uygulanmasında  İslâm'a göre zaruret vardır. Öyle ise eve girerken:

Kapı ziline basılacak (veya tokmağıyla kapıya vurulacak) bu yoksa kapı uygun ses tonuyla takırdatılacak.

Eve Bismillah ile girilecek.

Sonra Selâm verilecek.

Evdekilerin hâl-hatrı sorulacak.

Çoçuklar ana-babaların yatak odalarına izinsiz girmeyecek

Kur'an-ı Kerim'de başkasının evine giriş edebi şöyle beyan edilir:

"Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere:

Kendinizi tanıtıp ünsiyet kurmadan ,

Ev halkına selâm vermeden girmeyin. Herhâlde bunun, sizin için daha iyi olduğunu düşünüp anlarsınız." (Nur:27)

Evde kimse yoksa izinsiz girilmez.

"Geri dön" denilirse hemen dönülür.

Ergenlik çağına gelmemiş o evin çocukları ebeveynlerinin yatak odalarına girmek isterlerse günün üç vaktinde, üç defa izin isterler. Bu üç vakit:

1. Sabah namazından önce,

2. Öğleyin dinlenme vaktinde.

3. Yatsı namazından sonraki vakitlerdir. Ana-babaların ergin çocukları da buna göre hareket ederler

Ailede evlenme ümidi kalmamış yaşlı kadınların, (zinetlerini açmamak kaydıyla) yabancı erkeklerin yanında dış giyisilerini çıkartmaları câiz görülmüştür.(Nur suresi:27-29.50-60)

İslâm ev içi ve ev dışından gelenlere bu düzeni kurmuştur. Bunlar birer emirdir ve edeptir. Bu edepler en güvenli kurallardır. Günümüzde uygulanan:

-Kapı zili,

-Kapı kilidi,

-Kapı tokmağı,

-Diyafon,

-Görüntülü kamera sistemi görüşmelerde güven ortamını oluşturmak için dizayn edilmiştir.

Bu sistem iş yerleri için de dizayn eilebilir/edilmelidir de. Ancak kapısı gelen herkese açık olan yerler için "umumi giriş izni" verilmiş sayılan yerlerdir. Bunlara (kıraathane, bakkal gibi yerlere) çat kapı girilmektedir.

Bu edep kuralları, anne-baba ve okullarda öğretmenler tarafından çocuklara öğretilmelidir. Medyada da sık sık umuma telkin edilmelidir.

Her ailede herkes edep ve terbiyeye ait kuralları mutlaka öğrenmeli, aile içinde bu kurallar belli aralıklarla tekrar edilmelidir. Bunlara ilmihal bilgileri denir ki, bunları öğrenmek Müslümanlara farz-ı ayndır. İhmali hem günah işleme sebebi olur, hem de fâcialara sebebiyet verir.

İslâm günah işlememek için bütün tedbirleri koymuş, bu kuralları çiğneyenleri de cezaya müstehak kılmıştır. Böyle olunca hepimize bu kurallara uymak düşer.

                                                                                                        (alıntı)

Sahte Dindarlar


Camiler sabah namazlarında boş, hattâ bomboş ama Türkiye'miz sahte dindar kaynıyor.

Sabah namazlarında mü'minleri camilere namaz kılmaya müezzinler mi çağırıyor?

Hâşâ!.. Allah çağırtıyor.
 

Peki niçin bunca mü'min, bunca Müslüman bu çağrıya uyup namaz kılmıyor?

Devlet büyüklerinden bir ekselans filan sabah filan camiye gidip namaz kılacak dense ne olur?.. Birtakım adamlar erkenden kalkıp, en güzel elbiselerini giyip, lüks otomobillerine binerek o camiye gitmezler mi? Cami lebâleb dolmaz mı? Sahte dindarlar izdihamdan birbirini çiğnemez mi?

Maalesef ülkemizde gerçek dindar az, sahte dindar çoktur.
 

Dindarlık sadece abdest alıp namaz kılmakla olmaz.

Kişinin gerçek veya sahte dindar olduğu para, maddî menfaat, ikbal karşısındaki durumundan ve tutumundan anlaşılır.

Haram yiyen kişi, beş vakit namaza beş vakit daha katsa gerçek dindar değil, sahte dindardır, münafıktır.
 

Gerçek dindar yalan söylemez.

Emanete hıyanet etmez.

Halkı aldatmaz.

Gayr-i meşru haram, kara, kirli, necis servet edinmez.

Gerçek dindar İslam, Kur'an, Peygamber (Salat ve selam olsun ona) ahlakıyla ahlaklıdır.
 

Gerçek dindarın faziletlerini düşmanları da kabul, tasdik ve teslim eder.

Gerçek dindara herkes güvenir.

Gerçek dindar ihlaslıdır, gösteriş ve rant için ibadet etmez.

Gerçek dindar ribaya bulaşmaz.

Gerçek dindar âqil ve bilge kişidir.

Gerçek dindar adaletli, İnsaflı, vicdanlıdır.

Bir arivist ne kadar namaz kılarsa kılsın asla gerçek dindar olamaz.

Gerçek dindar lüks meskeni, lüks yazlığı, lüks otosu, lüks mobilyaları, lüks hayat tarzı ile övünmez. Bunlarla övünenler dindar değil, beyinsizdir.
 

Gerçek dindarlıkla popülistlik bir arada olmaz.

Ah gerçek dindarlık!..

Ah sahte dindarlar
 !..

                                                     (ALINTI)

8 Haziran 2012 Cuma

Üç Aylarda Yapılacak 32 Şey




1. Cumaya gitmeyenler cumaya gitmeye başlamalı.

2. Sadece Cuma kılanlar beş vakit namaza başlamalı.

3. Camiye cemaate gitmeyenler cemaate katılmalı.

4. Sünnî Müslümanlar, güvenilir bir akaid kitabı alarak itikadını tashih etmeli.

5. Herkes kendine yetecek kadar (doğru kitaplardan) ilmihalini öğrenmeli.

6. Gıybet nedir öğrenmeli ve dilini gıybetten korumalı, ölü kardeşinin etini yememeli. İnsanların gizli özel hayatını, saklı günahlarını araştırmamalı, tecessüs etmemeli.

7. İsraf edenler israftan vazgeçmeli kanaatli, mütevâzı, iktisatlı bir hayat sürmeli. Kur'an, israf edenlerin şeytanın kardeşleridir buyuruyor.

8. Otomobili ihtiyacının üstünde lüks ve israflı bir araba ise onu satıp ihtiyacına göre bir oto almalı. Artan paranın bir kısmını zekat ve sadaka olarak dağıtmalı.

9. Her gün bir saat Kur'an okumalı, kıraati yeterli değilse dinlemeli. Ayrıca faydalı ve hikmetli kitaplar okumalı, içlerindeki bilgileri öğrenmeli ve hayatına uygulamalı.

10. Aylık maaşının, gelirinin 40'da birini Allah rızası için fakirlere, miskinlere peşinen vermeli.

11. Dualarının kabul edilmemesi şüphesine binaen duası makbul kimselerden dua istemeli.

12. Gururdan, kibirden, benlikten ateşten kaçar gibi kaçmalı.

13. Nefs-i emmâresinin kötü isteklerine hayır demeli, karşı koymalı.

14. Kötülükle çok emreden benliğine karşı büyük cihad yapmalı.

15. Sinirlenip öfkelenmemeli.

16. Kendisine kötülük eden Müslümanları afvetmeli ve karşılığında onlara iyilik etmeli, ikramda bulunmalı.

17. Şimdiye kadar haram ve şüpheli gelirle zengin olmuşsa onları ya hak sahiplerine geri vermeli, geri veremiyorsa hak sahiplerinin adına tasadduk etmeli.

18. Günde defalarca hüsn-i hâtime konusunda korkuyla ürperip ağlamalı ve Hak Teala'dan iyi sonuç (imanla ölmek) dilemeli.

19. Allahın kendisine ikram ve ihsan ettiği nimetlerin bir kısmını muhtaçlarla ve kardeşleriyle paylaşmalı.

20. Başkalarının karılarına, kızlarına kötü gözle bakmamalı.

21. İslama, Kurana, Sünnete, Şeriata aykırı tv. programlarını seyretmemeli. En doğrusu hiç tv. seyretmemeli.

22. İçinde riba ve faiz şüphesi olan hiçbir muameleye karışmamalı.

23. Yaptığı ibadetler ve iyilikler konusunda 'ucba düşmemeli.

24. Allahtan gereği gibi, hakkıyla korkamadığı için ağlamalı.

25. Bir iş yaparken, Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) nasıl yapmamı isterdi diye sormalı ve ona göre yapmaya çalışmalı.

26. Başta Efendimiz olmak üzere şefaat sahiplerinin (Allahın izniyle) yapacakları şefaatlere dahil olmak için çalışmalı.

27. Mü'minleri şirk ve küfürle suçlamaktan kaçınmalı.

28. Kendi kusur, günah, noksan ve hatâlarına bakmaktan ve üzülmekten başkalarınınkileri görememeli.

29. Cemaat, tarikat, hizip, fırka, grup, sekt, klik militanlığından, fanatizminden, holiganlığından tevbe edip bir daha yapmamaya kesinlikle niyet etmeli.

30. Muhterem ve gayr-i muhterem kimseleri erbab haline getirmekten, putlaştırmaktan son derece hazer etmeli.

31. Her sabah üç kere, her akşam üç kere besmele duasını okumayı âdet edinmeli ve bunu hiç terk etmemeli. (Euzü billahi mineşşeytanirracim BismillahirRahmanirRahim... Bismillahi hayrilesma... Bismillahillezi lâ yadurru ma'asmihi şey'un fil ard vela fissema ve hüvessemiül'Alîm...)

32. Allahın vermiş olduğu iman nimetine çok şükretmeli, imanını kayb etmekten çok korkmalı, imanını koruyacak tedbirlere ve sebeplere tevessül etmeli.

                                                                                        ALINTI

23 Mayıs 2012 Çarşamba

ÜÇ AYLAR VE REGAİB KANDİLİ




Üç ayların başlangıcı olan Regaib kandiliniz mübarek olsun...                         

    Üç aylar Receb,Şaban ve Ramazan aylarıdır.Bu üç aylar diğer aylardan daha faziletli  daha bereketli olan ve müslümanlara feyiz veren mübarek aylardır. Bu üç aylarda mübarek olan kandil geceleri bulunmaktadır.Recep ayının ilk cuma gecesi mübarak Regaib kandili gecesidir.Regaib gecesi bütün mahlukatın efendisi sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed(S.A.V.)'in  ana rahmine düştüğü şerefli bir gecedir.
      Bu mübarek geceye özgü bir ibadet bulunmamaktadır. Ama böyle mübarek bir geceyi gaflet içersinde geçirmemeliyiz.Gündüzünü oruçlu akşamınıda ibadetle geçirmeliyiz.Bol bol tevbe istiğfar getirip kaza namazlarımızı kılmalıyız.Bildigimiz kadar Kuran-ı Kerim okumalıyız Cenab-ı Hakka dua ve niyazda bulunmalıyız. Rabbim bu güzel geceyi ihya eden kullarından eylesin ...AMİN
    Peygamber efendimiz Receb ayına girdiğinde"Allah'ım Bize Receb veŞaban ay
larını mübarek kıl.Ve bizi Ramazana ulaştır" diye dua edermiş.                                 
    Bütün islam alemini mübarek üç aylarını ve Regaib kandillerini kutlar hayırlara vesile olmasını  Cenab-ı Allah'tan niyaz edrim.

18 Mayıs 2012 Cuma

Anne Olmak…

ANNE OLMAK
Toplumun ana direği ailedir.

Ailenin de ana direği annedir.

Anne olmak demek emek demektir.

Anne olmak demek fedakârlık demektir.

Anne olmak demek uykusuz geceler demektir.

Anne olmak demek hayatın anlamı demektir.

Anne olmak demek karşılıksız sevmek demektir.

Anne olmak demek şefkat abidesi olmak demektir.

Anne olmak demek merhamet timsali olmak demektir.

Anne olmak demek kendisi aç kalsa da evladını aç bırakmamak demektir.

Anne olmak demek dokuz ay karnında taşımak, dokuz yıl çocuğun peşinden koşmak demektir.

Anne olmak demek bazen acıları içine atıp dışarıya gülücükler dağıtmaya çalışmaktır.

Anne olmak demek eşini ve çocuklarını memnun etmek için saçını süpürge etmek demektir.

Anne olmak demek Peygamberimizin(s.a.v) hadisiyle merhametin dünyadaki cisimleşmiş hali demektir.

Anne olmak demek yine Peygamberimiz (s.a.v) hadisiyle Cennet bile ayakları altında olan insan demektir.

Anne olmak demek yeri geldiğinde çocuğunu yaşatmak için şahadeti tercih etmek demektir.

Ne mutlu anne olabilenlere ve ne mutlu annellik duygusunun kutsallığını yaşayabilenlere…..
ALINTI

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Bıkkınlık ve Sabırsızlık Kaybettirir



Bir tarafımız Suriye, İran, Irak, Gazze, “Arap Baharı” vesaire... Bir tarafımız terör, uyuşturucu, sözde “soykırım”, deprem, kavga, vesaire... Kısacası her gün yurt dışında ve yurt içinde bizi etkileyen gelişmeler oluyor...Nihayet insanız: Kızıyoruz... Kırılıyoruz... Yoruluyoruz... İnciniyoruz...  Yüreklerimiz yara-bere oluyor! Ama elimizden de bir şey gelmiyor...Kırılan umutlarımızla çaresiz kala kalıyoruz!Sanki sizi bunaltmak, ezmek, yıkmak için tüm dünya işbirliği yapmış...Sanki her şey üzerinize abanmış, ruhunuzu param parça etmeye başlamış...Giderek kalabalıklaşan dünyada yalnızlaşıyoruz... Koskoca evrende tek başımıza kalmış gibi oluyoruz...Sizi dinleyen, dinleseler bile sizi anlayan kimse kalmamış gibi geliyor insana...Sanki yüreğiniz kör bir kuyuya düşüp yitmiştir...Öylesine bitmiş, tükenmiş, incinmiş, yıkılmış hissediyoruz kendimizi...

Bazen bir umut kırıntısı dahi kalmıyor içimizde, enerjimiz tükeniyor. O kadar ki, çırpınacak takati bile bulamıyoruz kendimizde. Sadece derin bir ürküntü duyuyoruz ve kaçıp kurtulmaktan başka bir şey düşünemiyoruz. Ama dünya bir tane, nereye kaçacaksınız ki?..Bu durumda sadece iki yol kalıyor insanın karşısında: Ya şartlara teslim olup çürüyeceksiniz ya da direnip o yıkılış anını dirilişe çevireceksiniz.Zaten asıl diriliş anı, yıkılış anıdır!.. Yıkıldığı yerde dirilmesini bilmeyenler (fert, millet ya da devlet) yüzüstü sürünmeye mahkûmdurlar.

Daha önce verdiğim su kertenkelesi örneğini hatırlamanın şimdi tam sırasıdır...Su kertenkelesi, su üzerinde yürüyebilen ayaklı bir yaratıktır. Ama bu hiç de kolay bir şey değildir. Kertenkelenin su üzerinde yürüyebilmesi için saniyede yirmi adım atması gerekir...Bunun için büyük bir çaba sarf eder, saniyede yirmi adım atar ve su üzerinde yürümeyi başarır.Bunu denemenizi tavsiye etmem, ama bunun yerine kendinizi karamsarlıktan, yıkılmışlıktan kurtaracak başka şeyler deneyebilirsiniz. Meselâ son günlerini yaşadığımız baharı fark etmekten işe başlayabilirsiniz.

Kel akbaba örneğini de vermiştim, daha önce...Kel akbabanın en sevdiği yiyecek kemik iliğidir. Ne var ki, gagası bir kemiği kıracak kadar güçlü değildir. Bununla birlikte vazgeçmez. Bulduğu her kemiği gagasına alıp üç dört yüz metre yükseğe uçar. O yükseklikten kemiği sert kayaların üzerine bırakır. Kırılırsa ne âlâ, kırılmazsa tekrar dener... Sonra bir daha, bir daha...Sonunda muradına erer, kemik parçalanır, iliği afiyetle yer.Biz ise her şeyden çabucak bıkıyor, hemen vazgeçiyoruz. Dolayısıyla sonuca ulaşamıyoruz. Geriye ise kala kala yakınma kalıyor: “Denedik işte olmuyor” yakınması.

Ne biliyorsunuz, belki ilk denemelerde başaramadığımızı son denemede başaracağız.Olumsuz şartları abartacağınıza, imanınızı ve imkânınızı abartıp, olumsuzlukları aşmaya çalışın...Şartlara teslim olacağınıza, direnmeyi deneyin. Bilin ki, direnme gücünüz imanınızdadır. Hedefe kilitlenir, emeğinizi ve yüreğinizi seferber eder, yılgınlığa düşmez de şartları zorlarsanız, Allah’ın inayeti ve rahmeti üzerinize iner...Yolunuz açılır, yüreğiniz ferahlar, siz de İbrahim Hakkı gibi “Mevlâ görelim neyler/ Neylerse güzel eyler” demeye başlarsınız.

Yavuz Bahadıroğlu  (ALINTI)

3 Mayıs 2012 Perşembe

NASIL MÜSLÜMAN OLDU?

Alman Christina Hoffmann nasıl Müslüman olduğunu ve İslâmın kadına emri olan başörtüsünü nasıl takındığını şöyle anlatıyor:

"Ben de diğer insanlar gibi bir insandım. Her şeyim vardı, fakat daima kendimde bir şeyin eksikliğini hissediyordum. Kiliseye çok az giderdim. Zamanla Müslüman kadınlarla münasebetim oldu. Onlarla birkaç defa görüştüm. İslâmiyetin güzelliğini ve bu dinde kadının sağlam yerini tespit etme imkânım oldu. Belli bir araştırma devresinden sonra elhamdülillah Müslüman oldum. 

Müslüman olduğum ilk günlerde bir başörtüsünün benim için zor olacağını düşünmüştüm. Zamanla, İslâmiyeti araştırdıkça başörtüsünün gerekliliğine o kadar inandım ki Müslüman olduğum ilk aylarda başörtüsü taşımadığıma sonradan çok pişman oldum. Çünkü Kur'ân'da bizi Yaratanın kadınlara kesin olarak 'Başlarınızı örtün' emri var. Hem başörtüsü benim kanaatimce kadının güzelliğini tamamlayan mühim bir unsurdur. Muhakkak bu cemiyette başörtü takmak kolay değildir. Bizi rahatsız etmek için bazılarının çirkin hareketi olabilir. Ama mühim değil. BenimMüslüman kardeşlerime tavsiyem aldırmasınlar. Cenneti ve Allah'ın rızasını düşünerek Onun emirlerini yerine getirmeye çalışsınlar. Çünkü her şeyi yapabilecek yalnız Allah'tır. Bizi muhafaza edecek yalnız O'dur."
Christina Hoffmann 

                                                              (ALINTI)

28 Aralık 2011 Çarşamba

Gün Nedir?



"Allahım! 
Beni Bagışla beni bana Bırakma "duamla güne başladım. 

Ve ardından Hirâ'nın Sorusu geldi: 

"Ömür nedir" 

"Ömür, bu gündür " 
" Gün nedir? " 
"Gün mü? O, upuzun bir ömürdür! 
Yani? " "Allah (CC) için yaşanmışsa eger gün, 
işte o gün, Allah için yaşanmamış bir ömürden daha uzundur!"
(alıntı)Zahidan