kıssa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kıssa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2013 Pazartesi

Kıssadan Hisse...



  Mekke'nin fethinden sonra İslâm'ı kabul edenler arasında Hz. Ebû Bekir'in babası Ebû Kuhâfe de bulunuyordu. Yaşı sekseni aşmış bir kişi olan Ebû Kuhâfe, Hz. Peygamber'in huzurunda hidayete ermekte geç kalmışlığını telâfi edercesine aşkla kelime-i şehadet getiriyordu. Bu esnada sevinmesi gereken "Sıddıyk" (yürekten tasdik edip, sorgusuz sualsiz bağlanan) lakaplı Ebû Bekir ağlıyordu. Fakat bu ağlayış bir sevinç ağlayışı değil üzüntü ağlayışıydı. Bu durum, meclisteki herkesin hayretine sebep olmuştu. Sordular:

  - Ey Ebû Bekir, neden sevinilecek bir günde gözyaşı döküyorsun? Cevap verdi:

  - Allah'ın Resulünün en büyük arzusu amcası Ebû Talibin müslüman olmasıydı. Fakat bu dileği bir türlü gerçekleşmedi. Ben isterdim ki şu anda benim babamın yerinde şehadet getiren Ebû Talib olsun, babamın Müslüman olmasından dolayı benim gönlüm hoşnut olacağına, amcasının Müslüman olmasından dolayı Allah Rasûlünün gönlü hoşnut olsun. İşte bu olmadığı için ağlıyorum.
                                                ALINTI

30 Eylül 2012 Pazar

KISSADAN HİSSE


GÖREV ŞUURU
     Osmanlıların ilk Şeyhülislamı Molla Fenari (1350-1431) Şeyhülislam olmadan önce Bursa kadısı idi. Onun kadılığı sırasında bir adam pazardan bir at satın aldı. Fakat alış-verişin hemen arkasından atın hasta olduğunu farketti. İade etmek istedi ancak satın aldığı adamı zorluk çıkartır, atın hastalığını kabul etmez diye önce kadıya gidip resmi kanaldan işi sağlama almak istedi.
     Mahkemeye gittiğinde kadıyı (Molla Fenari) yerinde bulamadı. İşini ertesi güne bıraktı. Fakat at o gece öldü. Adam ertesi gün olanları kadıya anlattı, mağdur olduğunu, ne yapması gerektiğini sordu. Molla Fenari "Senin zararını ben ödeyeceğim" dedi. Adam hayretle kadıya baktı, "Niçin siz ödeyeceksiniz, konuyla hiçbir ilginiz ve suçunuz yok ki..." dedi.
     Molla Fenari, "Evet öyle görünüyor ama aslında benim de suçum büyük. Eğer sen dün makamıma geldiğinde ben yerimde olsaydım, olaya müdahale eder, atı geri verdirir, paranı iade ettirirdim. At da sahibinin elinde ölmüş olurdu. Bu imkân şimdi yok. Senin zararına benim makamımda bulunmamam sebep olduğu için zararını ben şahsen ödeyeceğim" dedi ve ödedi

29 Şubat 2012 Çarşamba

KISSADAN HİSSE

İçimizdeki İyilik Etme Duygusunu Katledenler

Zamanın birinde yaşlı bir adam ve dünyada tek sahip olduğu varlık olan, çok ama çok güzel bir atı varmış.

Adam bir gün atıyla beraber bir yolculuğa çıkmış, yolculuk sırasında bir yerde dinlenirken yanına bir adam gelmiş ve ondan biraz ekmek ve su istemiş. Adam da bohçasında ne var ne yoksa beraber yiyebileceklelerini söylemiş.

Oturmuşlar beraberce yemeklerini yemişler aynı kaptan su içmişler ve aralarında güzel bir muhabbet etmişler. Yemek ve muhabbetten sonra dinlenmek için biraz uzanmışlar. Aradan zaman geçmiş, atın sahibi olan adam uyanmış bir de ne görsün, ne yemeği kalmış, ne suyu, ne de o çok sevdiği dünyalar güzeli atı var, hepsini almış gitmiş o çok güvendiği adam.

Yaşlı adam hiçbir şey söylemeden biraz bakmış boşluğa ve şöyle demiş:

-Ne ekmeğimi böldüğüme yanarım,
Ne suyumu böldüğüme,
Ne o çok sevdiğim atımı götürdüğüne,
Hani o içimdekini götürdün ya…

                                                                             ALINTI

13 Şubat 2012 Pazartesi

KISSADAN HİSSE

Sonunu Düşün...

Hoca efendi kürsüde vaaz ediyormuş. Konuşma sırasında sık sık da anlaşılmaz sözler söylüyor.
- Koyuncu kazandı, koyuncu kazandı, diye de feryadı basıyormuş.

Cemaattan bazıları bu sözün ne mânaya geldiğini merak edip sormuşlar

- Hoca efendi, zaman zaman koyuncu kazandı, diye feryad ediyorsunuz, kimdir bu koyuncu, neyi kazandı?

Hoca şöyle bir içini çekmiş, sonra da başlamış anlatmaya:
- Biz üç arkadaş bir yerde oturmuş, sohbet ediyorduk. Ansızın nur yüzlü aksakallı bir zat çıkageldi yanımıza, ilk sözü şu oldu. Rabbinizden ne dilerseniz kabul olacak, hemen isteyin, icabe saatındasınız. Yanımdaki açıkgözlük edip hemen zengin olmak istediğini söyledi, ben de ilim sahibi olmayı diledim, koyuncu da hayırlı âkıbet istedi.

Nur yüzlü zat da ellerini açıp:
- Ya Rab, bunlara istediğini lutfeyle, diye yalvardı. O anda gözden kayboldu. O'nun Hızır Aleyhisselam olduğuna kani olduk. Aradan zaman geçti, arkadaşımın ilki, istediği servete o kadar sahip oldu. işleri o kadar çoğaldı ki, beş vakit namaz şöyle dursun artık Cumaları dahi zor geliyor camiye. Ben ise dilediğim ilme sahip oldum, işte sizlere vaaz verecek duruma eriştim. Ama beni dinleyenler pırıl pınl gözyaşı döktükleri halde, henüz benim gözümden tek damla yaş döküldüğünü hatırlamıyorum. Koyuncu arkadaşımın halinde ise, çok güzel gelişmeler var. O, bulunduğu halini günden güne geliştiriyor, hayatını, kademe kademe hayırlı akıbete doğru ilerletiyor. Demek onun duası da hayırlı akıbeti için kabul olmuş.

İşte bu hâdiseyi hatırlayınca koyuncu kazandı, demekten kendimi alamıyorum. Keşke ben de hayırlı akıbet isteseydim.

                                                                                 ALINTI (ZAHİDAN)

17 Ocak 2012 Salı

KİMİNLEYDİN

Kiminleydin?

Bir vâiz, kürsüde âhiret ahvâlini anlatmaktaydı. Cemaatin arasında Şeyh Şiblî Hazretleri de vardı.

Vâiz efendi, Cenâb-ı Hakk’ın âhirette soracağı suallerden bahisle:

“–İlmini nerede kullandın, sorulacak! Malını-mülkünü nereden kazanıp nereye harcadın, sorulacak!

Ömrünü nasıl geçirdin, sorulacak! İbadetlerin ne durumda, sorulacak! Harâma, helâle dikkat ettin mi, sorulacak!...

Bunların ardından, şunlar şunlar da sorulacak!” diye uzun uzadıya birçok husus saydı.

Vâizi dinleyen Şiblî Hazretleri, yumuşak bir ifâdeyle şöyle seslendi:

“–Ey vâiz efendi! Suâllerin en mühimlerinden birini unuttun!

Allah Teâlâ kısaca şunu soracak:

“Ey kulum! Ben seninleydim, sana şah damarından daha yakındım; fakat sen kiminleydin?” 

(ALINTI /ZAHİDAN)

12 Ocak 2012 Perşembe

KISSADAN HİSSE

FESİN PÜSKÜLÜ VE KADININ ZEKASI

   Osmanlı döneminde iki genç evlenirler.Mutlu bahtiyar yaşarlarken başlarlar bir birleri ile tartışmaya,incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerden başlarlar tartışmaya .Her iki gençte bu durumdan rahatsız olup bu duruma bir çare bulmak için düşünmeye başlamışlar .Nihayet evin beyi olan delikanlı hanımını yanına çağırıp bir teklif sunar.

-   Bak hanım  ben seni bazen istemeden kırıyorum.Bu benim işimden kaynaklanan bir durum akşam eve yorgun ve gergin geliyorum senin hak etmediğin halde sana çıkışıyorum.İstersen  eve  yorgun geldiğimi sana anlatmak için sana bir işaret vereyim o günlerde sen bana anlayışlı olursun ve tartışmayız der.
    Kadın düşünür ve eşine peki der.Beyefendi 
-  Ben eve yorgun geldiğim  günlerde fesimin püskülünü  fesimin önüne atarım.Sen durumu böyle görünce anlarsın ve bana anlayışlı davranırsın der.Hanımefendi peki der.Ve şöyle devan eder.
- Bende sana yorgun olduğumu anlatmak için bir işaret versem olur mu? Beyefendi kabul eder.
-Bende sinirli ve yorgun olduğum zamanlarda eteğimin ucunu belime katlarım sende beni o günlerde anlayışla karşılarsın .İki delikanlı işaretlarini bibirlerine anlatırlar.
  O günden sonra kadın kocasının geleceği zaman evin camından bakar eğer beyefendinin fesinin püskülü normal ise her şeyin normal olduğunu anlar eğer fesin püskülü arkada ise hanımda hemen eteğini beline katlar.Adam kapıdan içeri girdiğine hanımın eteğini belinde görünce anlar ki bu gün hanımda sinirli susar ve sabreder. bu iş yıllar yılı bu şekilde devam eder.
   Bu iki genç bulmuş oldukları bu yöntem ile mutlu mesut yaşarlar.